sahiden de siz kitap okumazsanız çocuğunuz da okumaz mı?

Pazar sabahı elinde kitapla yatağıma gelip ilk cümlesi “Hala bana kitap oku.” olan bir yeğenim var şimdilerde. 3 yaşına kadar kitaplarla olan ilişkisini bir türlü sağlayamadığım için bu hâle ne kadar şükretsem az. Çok değil, 3 ay öncesine kadar bir kitabı bile okumaya tahammül edemeyen bu ufaklık nasıl oldu da minik bir kitap kurduna dönüştü, merak ediyorsanız buyurun şuradan. “Yegenimin Öğrettikleri” başlıklı bir önceki yazımda, yaptığım hataların bir kısmından bahsetmiştim. Şimdilerde o hataları daha da aza indirdim. Yani gerçekten yaşına uygun kitaplar okuyorum. (Çoğunun üstünde +4 yazsa da 3 yaşına gayet uygun bu arada.) Yani mümkün olduğunca her sayfada bir … Okumaya devam et sahiden de siz kitap okumazsanız çocuğunuz da okumaz mı?

süper olmama hakkı

Bundan neredeyse üç sene önce Instagram’a bir post girmiştim. Ara ara o post’ta yazanı hatırlayıp çeşitli düşüncelere dalıyorum. Önce ne yazmışım bi’ görelim: Süper kadınları bilir misiniz? Bu kadınlar, evli, çoluklu çocuklu bir de işli güçlüdür. Sadece bu mu? Her boş anlarında yeni bir şeyler yapmak için uğraşırlar. Mültecilere yardım eder, eşine dostuna hediyeler alarak onları sevindirirler misal. Dün, bir zaman önce bir yazısını okuduğum, sonrasında ise bloğunu inceleme fırsatı bulamadığım anne cafe’nin bloğunda epey gezindim. O da bir süper anne. Bir yazı yazmış çalışmakla ilgili. Benim ilk okuduğumda çok sevdiğim fakat sonrasında unuttuğum bir ayeti de hatırlatmış. “Boş kaldın … Okumaya devam et süper olmama hakkı

akademik metinler sıkıcı olmaya mahkûm mudur?

Nerede okuduğumu veya nereden duyduğumu hatırlamıyorum ama Umberto Eco’nun bir sözü var: Bütün doktora tezleri birer roman gibi yazılmalı. Sözü ne kadar doğru hatırlıyorum bilmiyorum ama bu söz tam Umberto Eco’luk. Mesela Gülün Adı‘nın Orta Çağ üzerine yazılmış pek çok doktora tezinden daha değerli olduğunu hangimiz inkar edebilir? Eco’nun akademik alanı tarih olduğu için bu sözü uygulamak daha makul geliyor insana. Öte yandan biraz düşününce bütün sosyal bilimler alanlarına uygun olduğunu görebiliyoruz. Yine de özellikle akademide yanlış bilgiyi değiştirmenin bile on yıllar aldığı böylesi bir dünyada doktora tezi yerine roman yazacağımız günler çok uzakta görünüyor. Peki bütün akademik metinler, tezler, … Okumaya devam et akademik metinler sıkıcı olmaya mahkûm mudur?

leziz bir yazar: banu özyürek

Öykü okumayı çok seviyorum. Hatta bir dönem yoğun bir biçimde öykü kitabı okuyordum. Sonrasında biraz uzaklaştım. Bunun en temel sebebi özellikle yeni yazmaya başlayanların öyküyü romana geçiş için basamak olarak kullanması, dahası “yaratıcı yazarlık atölyesi” diliyle yazılmış öykülerin türemeye başlamasıydı. Bu dilden hiç hoşlanmıyorum. Teknik olarak harika öyküler olabiliyorlar bunlar, bir dereceye kadar duygu da barındırıyorlar ama belli bir aşamadan sonra sıfır okuma zevki duyuyorum, hiç bağ kuramıyorum. Öyküden bu sebeple mi uzaklaştım, bilmiyorum. Ama çok da bilinçli bir tercih değildi. Bir de daha önce de söylemiştim, yaklaşık olarak son bir yıldır kadınların hikâyeleri takıntım var. Okuduğum metinde kadın yoksa … Okumaya devam et leziz bir yazar: banu özyürek

leziz bir kitap: kırmızı kazak

Henüz tamamı okunmamış bir kitap hakkında övgü dolu sözler yazmak ne kadar samimi? Dahası bu kitabın lezizliğine daha kitap basılmamışken inanmak, hiç olur mu? Söz konusu kitap Kırmızı Kazak ve yazar Meltem Gürle olursa neden olmasın? Kitap, Meltem Gürle’nin Birgün gazetesine yazdığı köşe yazılarının bir derlemesi. Önsözden hatırladığım kadarıyla Gürle bu yazıların tamamını değil de “zamansız” olanlarını seçip kitaplaştırmış. Bu da ortaya zamansız bir kitap çıkarmış. Doğrusu ben köşe yazılarının derlendiği kitapları genelde sevmem. Gündemle iliştirilmeye çalışılınca o anıların tadının kaçtığını düşünürüm. Zorlama gelir biraz. Gürle’nin gündem dışı/zamansız yazılarını bu şekilde toplaması ise bu problemi ortadan kaldırıyor ve ortaya harika … Okumaya devam et leziz bir kitap: kırmızı kazak

masası karışık iki

Orada havalar nasıl? Ben blogun temasını değiştirdiğim için çok mutluyum. Fazlasıyla içime sindi. Yüzyıllar boyu kullanırım artık bunu. Sizce nasıl? Masa karışıklığımı toparlayayım dedim geçen gün. Ama yerini bir başka masa karışıklığına bıraktı. Fotoğrafta gördüğünüz yine iyi hali. Şimdilerde daha fena. Şöyle bir şey yaptım. Bir süredir her şeyin az ama özünün iyi olduğu kanaatindeyim. Birkaç yazı önce bundan bahsetmiştim. Hatta bu yüzden kitaplığımı küçültmeye çalıştığımdan da. İşte bu masaya koyduklarım da ya daha önce yarım yarım okuyup tamamını adam akıllı okumak istediklerim ya da bana ufuk açacağını düşündüğüm yeniler. Uzatmadan kitaplara geçeyim: Berna Moran / Edebiyat Kuramları ve Eleştiri: … Okumaya devam et masası karışık iki