“merhaba. ben feminist.”

Blogu ya da beni biraz takip edenler, özellikle son yıllarda benim ve doğal olarak blogumun feminist bir eksene kaydığını fark etmişlerdir Mümkün olduğunca feminizmle ilgili teorik metinler okuyorum. Özel olarak da İslami feminizmle ilgileniyorum. Hatta bir dönem okuduğum kurmaca metinlerde de kendimle özdeşleştirebileceğim kadın kahramanlar olmasını çok önemsiyordum. Şimdi şimdi işin o boyutunu neyse ki biraz aşsam da feminizme dair teorik okuma yapma şevkim hâlâ canlı. Peki kendimi feminist olarak tanımlıyor muyum? Aslında evet. Yakın kadın arkadaşlarımla konuşurken çok rahat bir biçimde “Ben feministim.” diyebiliyorum. Ama kamusal alanda bunu dillendirmek henüz pek mümkün olmuyor. Bunun birkaç sebebi var. İlki, feminizme … Okumaya devam et “merhaba. ben feminist.”

gerçek nerede biter, kurgu nerede başlar?

Keşke birileri bize tarihin sadece soyluları, kralları, savaşları, fetihleri anlatmayacağını çok önce söyleseydi. Tarihin çocukları da, kadınları da, Sivas’taki çiftçiyi ve İstanbul’daki bi divan şairinin gündelik hayatını da anlatabileceğini çok, çok geç öğrendim. Bunu öğrendiğimden beri de anaakım tarihin yazmadığı her şeye büyük bir şevkle bakar oldum. Peki sıradan insanın hayatını hangi tarih kitapları yazar? Tamam, şimdilerde sosyal tarih anlatıları çoğalsa da tarihin bu göreceliliği, anlatan kişiye göre değişebileceği fikri henüz hâlâ taptaze. Neyse ki Umberto Eco gibi Orhan Pamuk gibi tarih kurgusu üzerine oynamayı seven deliler var da biz de bu güzelliklerden faydalanabiliyoruz. İşte, Tarihçilerden Başka Bir Hikâye, böyle … Okumaya devam et gerçek nerede biter, kurgu nerede başlar?

evernotelandıramadıklarımızdan mısınız?

Bir süredir Evernote kullanıyorum. Bu sitenin/uygulamanın ne olduğunu ara ara soran arkadaşlara anlatıyorum ama istedim ki daha derli toplu bir yazı yazarak geniş kitlelerin öğrenmesini sağlayayım. Evernote bir çeşit bulut not/depolama programı. Aynı işlevi gören Onenote gibi farklı versiyonları da var. Ama ben ilk Evernote’dan haberdar olduğum için bunu kullanmaya başladım. Geçenlerde öğrenci mailime gelen bir mesajla aslında otomatik olarak Onenote üyesi olmuş olduğumu fark ettim. Ama artık bizden geçti. Parasını basıp Evernote’a devam edeceğiz. Parasını bastım, dediğime bakmayın. Normalde ücretsiz bir program olan Evernote’un daha avantajlı premium paketi var. Ben de aylık 10,5 lira vermekten kaçmak istemedim ve ilk … Okumaya devam et evernotelandıramadıklarımızdan mısınız?

aziz sancar’ın karısı

Virginia Woolf, meşhur kitabı Kendine Ait Bir Oda‘da Shakesperare’in onunla aynı yeteneğe sahip bir kız kardeşi olduğuna yönelik hayal kurmamızı ister ve bunu şöyle şekillendirir: Bu arada olağanüstü yetenekli kız kardeşinin evde kaldığını varsayalım. O da aynı ölçüde maceracı, aynı ölçüde yaratıcıydı ve dünyayı tanımak için aynı ölçüde yanıp tutuşuyordu. Ama okula gönderilmedi. Horace ve Virgil okumak bir yana gramer ve mantık okumak gibi bir olanağı dahi yoktu. Arada bir eline bir kitap, belki de erkek kardeşininkilerden birini alıp birkaç sayfa okuyordu. Tam o anda annesi ya da babası içeriye girip çorapları yamamasını ya da pişen türlüye bakmasını ve kitap … Okumaya devam et aziz sancar’ın karısı

hanımlar kısmı bir: şehzadebaşı camii

Seriye başlamak için öyle çok farklı yere gitmeye niyetlendim ve olmadı ki sonunda bisikletimin beni götürdüğü yer olan Şehzadebaşı Camii ile başlamak konusunda bir karar verdim. Fatih ilçesinde, adını bulunduğu semte veren Şehzadebaşı, Kanuni’nin oğlu Şehzade Mehmet için Mimar Sinan’a yaptırdığı bir cami. açıkçası bu tip klasik Osmnalı mimarisine sahip ihtişamlı camiler bana biraz sıkıcı geliyor. Bu tip külliyeli camilerin en sevdiğim yanı ise devasa bahçeleri. Özellikle yazın  ağaçlarının altında serinlemeye bayılıyorum. Mesela buraya giderken o kadar yoruldum ki içeri girer girmez hemen çimenlere uzandım. Etrafta örtüsünü sermiş oturan insanlar, sohbet eden gençler, top oynayan çocuklar vardı. Cami bahçeleri bana … Okumaya devam et hanımlar kısmı bir: şehzadebaşı camii

hanımlar kısmı başlıyor

Ara ara blogda dile getirdiğim (mesela şurada) bir sorunum var. Camilerde kadınlara ayrılan bölümlerin küçüklüğü, izbeliği, dışlanmışlığı ve estetikten yoksunluğuna ço üzülüyorum. Cami gezmeyi, camilerde vakit geçirmeyi çok seviyorken her camiye girişimde parmakla gösterilen kadınlar (ya da hanımlar, en sevdiğim bağyanlar) bölümünde bulunmaya zorlanmak canımı çok sıkıyor. Bir yandan da yeni camiler keşfetmeyi seviyorum. Bu amaçla birkaç sene evvel İBB Yayınları’ndan çıkan istanbul’un 100 Camisi kitabını dahi almıştım. O kitapla beraber içindeki 100 caminin tamamını gezmek gibi bir hayalim vardı. Bunu bir türlü sistematik bir biçimde yapamadım. Fakat hesaplarıma göre içlerinden yaklaşık 25 tanesine şimdiye dek çeşitli zamanlarda en az … Okumaya devam et hanımlar kısmı başlıyor